29 Ağustos 2015 Cumartesi


EVRENİN POZİTİF ENERJİSİ ÜZERİNİZE OLSUN !!!
"Beklediğiniz şeyler, onları beklemeyi bıraktığınızda gerçekleşir. Bu hayatın size 'sen bakarken soyunamıyorum' deme şeklidir" doğanın bize en büyük kazığıdır bu.
Beklemeyi bıraktığımda gerçekleşen şeyin bana ne faydası olacak ki? Yoksa yalandan beklemiyormuş gibi yapmak mı lazım. Ama o zaman da yalanı hissetmez mi doğa?
 E peki bir şeyi çok istersen gerçekleşir sözü klişeleşmiyor mu bu durumda. Hangisinin ardına sığınmak ya da hangisinin arkasından gitmek gerekir? Of çok karmaşık bir yaşam döngümüz var sanırım. Walsch'ın dediği gibi sanırım istemeyi bilmek en doğrusu. Düşünmek, dillendirmek ve harekete geçmek.  
Kader ile doğa arasındaki çelişkiyi bir türlü çözebilmiş değilim. Sanırım hiçbir zaman da çözemicem. 
MUTLULUK
Yüreğimin değdiği, herkesi güzelleştiriyorum, daha doğrusu mutluluğa kavuşturuyorum sanki. Herkes mutlu mesut devam ederken hayatına, ben başka mutlulukları bekler gibi bekliyorum. Hadi gelin mutluluklarınızla tanıştırayım sizi de. Nasıl olsa benimle kalmayı sevmiyor mutluluk. Hep başkalarını seçiyor. Benden geçip başkalarını seçiyor.

12 Mart 2015 Perşembe

KIRMIZI PABUÇLAR
Çalışmakla insanlığını kaybeder mi kişi, onu bilemem de, bence cinsiyetini kaybedebilir. Derler ya arada ince bir çizgi var diye, burada ince de değil, gayet kalın bir çizgi var, ama o bile önünü almazsan kopabilir, olur yani.
Kendimden dem vuruyorum. Ortalama iki yüz, üç yüz adamla aynı yerde çalışıyorum. Etrafımda, yani çalışma ortamımda, toplasan üç beş kadın vardır. Gerisi sürüsüne bereket erkek. Her yaştan, her çeşitten, her telden. Ne arasan bulursun. Bu adamlarla birlikte çalışıyorsun, birlikte düşünüyorsun, bazen onların yerine düşünüyosun. İstesen de, istemesen de, bir şekilde adamların muhabbetine ortak olmuş buluyosun kendini. Başlarda garip geliyor bu durum,  sonra bir bakıyosun onlardan birisi olmuşsun. Dilin değişiyor, (Kim diyor kadınlar küfretmez. En kötüsünü, bazı insanların deyimiyle en kralını, edeni de duydum, kesinlikle gurur verici değil.) düşüncelerin değişiyor, o yaradılıştan gelen kadın naifliğinin yerini yavaş yavaş başka bir şey almaya başlıyor. En sonunda hareketlerin de nasibini alıyor bu değişimden. Kaba saba bir şeye doğru gidiyosun. En sıkıntılısı bu. Hareketler de değişmeye başladığında ipin ucunu iyice kaçırmış oluyorsun. Bunun farkına varıp kendine çekidüzen vermeye çalıştığında, etrafındaki insanlar tarafından itici bulunuyorsun. Asker arkadaşısın çünkü onların. Nerden çıktı bu yapmacık kız tavırları. Bu sen değilsin ve acilen silkinip kendine gelmen lazım. Çünkü diğer türlü barınamazsın onların arasında. E peki şimdi ne yapmak lazım. İnsanları mı kendi benliğini mi seçmen gerek... Bu sürünceme böyle uzar gider. En iyisi baştan tavır takınmak. Tabi zaman geçtikçe bunun farkına varırsın. Az biraz deneyimli olmak gerekiyor. Alışkanlıkları ara sıra gözden geçirip nerede durduğunun farkında olmak lazım. Çizgiyi geçmemek, hatta netleştirmek, keskinleştirmek, gerek. Yoksa bakkal Hasan Ali amca, çaycı Hüseyin abi, kasap Yusuf abi gibi dolaşırsın ortalıkta. Mahalle delikanlısı olursun. Belki o kadar da kötü bişey değildir bu. Bilemedim.

Neyse topuklu ayakkabıya düşkünlüğüm de burdan geliyor sanırım. Topuklu ayakkabı hissi nettir. Giyersin topuklu ayakkabını. Kadınsın!!! Bitti. Benim şantiyede giydiğim kırmızı topuklu ayakkabımın hikayesidir bu. Topuklu ayakkabı sorunsalı desek daha doğru olur sanırım. Erkek mesleştaşlarımın ve iş arkadaşlarımın bir türlü kabullenemediği, ama şık olduğunun da altını çizmeden geçmedikleri kırmızı pabuçlarım. Ben sizi seviyorum ve sizinle mutluyum. Peki ellere nesi..